Kısa cevap
Sözleşmeye aykırılık nedeniyle tazminat, borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesinden doğan zararın Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre borçludan talep edilmesiyle istenir. Uyuşmazlığın niteliğine göre önce arabuluculuğa başvurmak gerekebilir; anlaşma sağlanamazsa görevli mahkemede dava açılır.
Sözleşmeye aykırılık, borçlunun sözleşmeden doğan borcunu hiç ifa etmemesi, geç ifa etmesi ya da eksik veya ayıplı ifa etmesi hâllerinde ortaya çıkar. Türk Borçlar Kanunu'nun 112. maddesi genel kural olarak, borç gereği gibi ifa edilmezse borçlunun kendisine kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklının zararını gidermekle yükümlü olduğunu düzenler. Yani kusurun bulunmadığını ispat yükü kural olarak borçludadır; buna karşılık zararın varlığını ve miktarını, sözleşmenin kurulduğunu ve aykırılığı alacaklı ispatlamak durumundadır.
Borçlunun temerrüdü ayrı bir konudur. Muaccel bir borçta, vade sözleşmede belirli bir takvim gününe bağlanmamışsa, borçlu genel olarak alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Temerrüt hâlinde para borçlarında temerrüt faizi işler, ayrıca ek zarar doğmuşsa bunun da istenebilmesi mümkündür. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde alacaklı, Kanun'un 125. maddesinde düzenlenen seçimlik haklardan birini kullanabilir: ifayı ve gecikme tazminatını istemek, ifadan vazgeçip sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini istemek ya da sözleşmeden dönüp güvenilen zararı talep etmek. Bu haklar çoğunlukla uygun bir süre verilmesini gerektirir; süre verme veya ihtar şeklinin noter aracılığıyla yapılması, ilerideki ispat açısından önemlidir.
Tazminat talebinde en sık hata, zararın belgelenmemesi ve ihtarın gerekli olduğu durumlarda gönderilmemesidir. Sözleşme, fatura, yazışmalar, e-postalar, teslim tutanakları, ihtarname ve varsa bilirkişi incelemesine esas olacak kayıtlar temel delillerdir. Sözleşmede cezai şart kararlaştırılmışsa bunun geçerliliği ve alacaklının ayrıca zarar isteyip isteyemeyeceği sözleşme metnine ve ilgili hükümlere göre değerlendirilir.
Uyuşmazlık ticari nitelikteyse ve konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak veya tazminat talebi içeriyorsa, Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesi uyarınca dava açmadan önce arabulucuya başvurmak dava şartıdır. Anlaşmaya varılamazsa arabuluculuk son tutanağı dava dilekçesine eklenir; aksi hâlde dava usulden reddedilebilir. Ticari olmayan sözleşmelerde görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir; ticari davalarda ise asliye ticaret mahkemesi görev yapar.
Sözleşmeden doğan alacaklar için özel bir süre öngörülmemişse genel zamanaşımı süresi Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi uyarınca on yıldır; ancak bazı sözleşme türleri için daha kısa süreler bulunabilir. Ayrıca 31 Temmuz 2026 tarihli 7589 sayılı Kanun ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndaki belirsiz alacak davası düzenlemesi kaldırılmış, yerine kısmi dava ve talep artırımına ilişkin hüküm getirilmiştir; bu nedenle tazminat miktarının dava dilekçesinde nasıl belirtileceği ve yasal faizin hesaplanma yöntemi güncel mevzuata göre ayrıca değerlendirilmelidir.
İlgili mevzuat: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 112, 117-126 (özellikle m. 125), 146; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 5/A; 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 18/A; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 107 (7589 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmıştır), m. 109 (7589 sayılı Kanunla değişik)
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki danışmanlık yerine geçmez.
