Kısa cevap
Evet. Mirasçılar, mirası reddetmedikçe miras bırakanın borçlarından, kendi mal varlıklarıyla ve birden fazla mirasçı varsa müteselsil olarak sorumlu olur. Mirasın süresi içinde reddedilmesi, resmî defter tutulması veya resmî tasfiye gibi yollarla bu sorumluluğun önüne geçilebilir.
Türk Medeni Kanunu, miras bırakanın ölümüyle mirasçıların mirası bir bütün olarak ve kanun gereği kazandığını, yani külli halefiyet ilkesini benimser. Mirasçılar yalnızca miras bırakanın mallarını ve alacaklarını değil, borçlarını da devralır. Bu sorumluluk, Kanun'un 599. maddesindeki ilkeye dayanır ve mirasçının yalnızca tereke malları ile değil, kendi mal varlığıyla da borçlardan sorumlu olması sonucunu doğurabilir. Banka kredisi, kredi kartı, kefalet ve ticari borçlar gibi borçlar bu kapsamda değerlendirilir; kamu alacakları bakımından ise ilgili özel kanunlar ayrıca uygulanır.
Birden fazla mirasçı varsa ve tereke paylaşılmamışsa mirasçılar, tereke borçlarından müteselsil sorumludur. Alacaklı, borcun tamamını istediği mirasçıdan talep edebilir; borcun tamamını ödeyen mirasçı, payını aşan kısım için diğer mirasçılara rücu edebilir. Kanun'un 641. maddesi mirasçıların bu müteselsil sorumluluğuna ilişkindir. Terekenin paylaşılmasından sonra da müteselsil sorumluluk, kanundaki düzenleme uyarınca beş yıl boyunca devam eder; bu süre Kanun'un 681. maddesinde düzenlenmiştir.
Sorumluluktan kurtulmanın en bilinen yolu mirasın reddidir. Kanun'un 606. maddesine göre red süresi üç aydır. Yasal mirasçılar için bu süre, mirasçı olduklarını öğrendikleri tarihten başlar; atanmış mirasçılar için ise ölüme bağlı tasarrufun kendilerine tebliğ edildiği tarihten başlar. Bu süre hak düşürücü niteliktedir ve kaçırılırsa mirasçı, mirası kabul etmiş sayılarak borçlardan sorumlu olur. Red beyanı, miras bırakanın son yerleşim yerindeki sulh hukuk mahkemesine yapılır ve ret halinde mirasçı, mirasçılık sıfatını kaybeder; miras sırasıyla sonraki mirasçılara geçer. Mirası zımnen kabul sonucunu doğurabilecek davranışlardan, örneğin tereke mallarını satmak ve paylaşmak gibi işlemlerden kaçınmak gerekir.
Miras bırakanın ölüm tarihinde ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmişse, Kanun'un 605. maddesi uyarınca miras reddedilmiş sayılır; buna hükmen red denir ve mirasçının ayrıca red beyanında bulunmasına gerek kalmaz. Bu durumun koşullarının bulunup bulunmadığı olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Bunun dışında mirasçılar, resmî defter tutulmasını isteyerek terekenin borç ve alacaklarının belirlenmesini sağlayabilir; Kanun'un 619. maddesi ve devamı bu usulü düzenler. Resmî defter tutulması halinde mirasçıların sorumluluğu, defterde yer alan borçlarla sınırlı olarak değerlendirilir. Mirasçılar ayrıca terekenin resmî tasfiyesini de isteyebilir.
Sık yapılan hatalar arasında üç aylık sürenin her mirasçı için aynı tarihte başlamadığının bilinmemesi, bir mirasçı reddettikten sonra borcun diğer mirasçılara veya sonraki sıradaki mirasçılara geçeceğinin göz ardı edilmesi ve mirasın reddedilmeden tereke mallarından yararlanılması yer alır. İcra takibi başlatılan hallerde, mirasçıların durumu, takibin kime yöneltildiği ve sürelerin işleyişi açısından olaya özgü değerlendirilmelidir. Deliller arasında ölüm belgesi, mirasçılık belgesi, borç dökümü ve tebligat kayıtları önem taşır.
İlgili mevzuat: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.599, m.605, m.606, m.619 ve devamı, m.641, m.681
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki danışmanlık yerine geçmez.
