Kısa cevap
Aydınlatılmış onam, hastanın müdahaleden önce tanı, tedavi seçenekleri, riskler ve sonuçlar hakkında anlayacağı biçimde bilgilendirilmesi ve bu bilgiye dayanarak özgür iradesiyle karar vermesidir. Yeterli aydınlatma yapılmadan alınan onam hukuken geçersiz sayılabilir ve hekimin sorumluluğuna yol açabilir.
Vücut bütünlüğü, kişinin en temel haklarındandır ve tıbbi müdahale bu bütünlüğe dokunduğu için kural olarak hastanın rızasını gerektirir. Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 5. maddesi, acil durumlar dışında kişinin rızası alınmadan vücut bütünlüğüne ve diğer kişilik haklarına dokunulamayacağını belirtir. Yönetmeliğin 15. maddesi hastanın sağlık durumu, önerilen işlemler, yararları ve sakıncaları, alternatif yöntemler ve tedaviyi reddetmenin sonuçları hakkında bilgi isteme hakkını düzenler; 22 ila 26. maddeler ise rıza ve bilgilendirme usulünü ve istisnaları kapsar. İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi'nin 5. maddesi de sağlık alanındaki her müdahalenin ilgili kişinin bilgilendirilmiş ve özgür rızasıyla yapılabileceğini öngörür.
Geçerli bir aydınlatmanın içeriği yalnızca müdahalenin adını değil, hastalığın seyrini, tedavi seçeneklerini, bunların yararlarını, olası risk ve komplikasyonları, tedaviyi kabul etmemenin sonuçlarını ve ilaçların yan etkilerini kapsamalıdır. Bilgi, hastanın anlayabileceği düzeyde ve dilde verilmelidir. Bilgilendirmeyi işlemi yapacak hekimin yapması beklenir; başka biri tarafından alınan formun yeterli sayılıp sayılmayacağı tartışmalıdır. Rıza, baskı veya yanıltma olmaksızın verilmeli, hasta karar verme kapasitesine sahip olmalıdır. Hasta tedaviyi reddetme hakkına da sahiptir; ret hâlinde sonuçları hakkında bilgilendirilmesi ve bunun belgelenmesi önemlidir.
Küçüklerde ve ayırt etme gücünden yoksun kişilerde kural olarak yasal temsilcinin onayı aranır. Bilinci kapalı hastada ve gecikmesi hayati tehlike doğuracak acil durumlarda ise onam alınamıyorsa müdahale, koşulları varsa onam olmadan da yapılabilir. Yargıtay uygulamasında, hekimin yeterli aydınlatma yaptığını ispat etme yükünün hekim ve sağlık kuruluşunda olduğu belirtilmektedir; yani hastanın aydınlatılmadığını ispatlaması beklenmez.
Yargı kararlarında, yalnızca imzalanmış genel bir formun yeterli olmadığı, olası ağır sonuçların somut olarak anlatılması gerektiği vurgulanmaktadır. Örneğin bir bademcik ameliyatına ilişkin olarak, kanama riskinin yazıldığı ancak yoğun bakım, doku kaybı gibi olası ağır sonuçların belirtilmediği onam formunun yetersiz sayıldığı bir Yargıtay kararı basında yer almıştır. Bu nedenle onam formunun içeriği, hastanın gerçekten anlayıp anlamadığı ve imza öncesinde yeterli düşünme süresinin tanınıp tanınmadığı değerlendirilir. Aydınlatma yükümlülüğünün ihlali, tıbbi müdahale usulüne uygun yapılmış olsa bile ayrı bir sorumluluk sebebi oluşturabilir.
Sık yapılan hatalar arasında onam formunun boş veya önceden doldurulmuş imzalatılması, risklerin genel ifadelerle geçilmesi, bilgilendirmenin başka bir sağlık çalışanına bırakılması ve formun bir nüshasının hastaya verilmemesi yer alır. Hasta dosyası, onam formu, epikriz, muayene notları, hasta yakınlarının beyanları ve hastane kayıtları bu tür uyuşmazlıklarda başlıca delillerdir. Tazminat veya başka bir hukuki yol söz konusu olduğunda görevli merci, sağlık kuruluşunun kamu veya özel niteliğine göre değişir.
İlgili mevzuat: Hasta Hakları Yönetmeliği m. 5, 15, 22-26; İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi m. 5; Anayasa m. 17
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki danışmanlık yerine geçmez.
