Kısa cevap
Maddi tazminat, uğranılan malvarlığı kaybını gidermeyi amaçlar. Manevi tazminat ise kişinin yaşadığı acı ve üzüntüyü hafifletmeye yöneliktir ve ekonomik bir zarar gerektirmez.
Haksız bir fiil nedeniyle zarar gören kişi, Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesine göre zararının giderilmesini isteyebilir. Zararın ve zarar verenin kusurunun ispatı, kural olarak zarar görene aittir (TBK m. 50). Zarar, malvarlığında bir eksilme şeklinde ortaya çıkmışsa bu maddi zarardır. Tedavi giderleri, kazanç kaybı, hasar gören eşyanın bedeli maddi zarara örnektir.
Manevi tazminat ise kişilik haklarının zedelenmesi nedeniyle yaşanan elem ve üzüntü için istenir (TBK m. 56, 58). Bedensel bütünlüğün zedelenmesi, onur ve şerefe saldırı, ölüm ya da ağır yaralanma gibi olaylarda gündeme gelebilir. Bu tazminat bir zenginleşme aracı olmamalı, ancak yaşanan zararla orantılı olmalıdır.
Maddi tazminat somut belgelere ve hesaplamaya dayanır. Manevi tazminatın miktarını ise hâkim, olayın ağırlığını, tarafların ekonomik durumlarını ve kusur oranını göz önüne alarak takdir eder.
Bir davada her iki tazminat türü birlikte talep edilebilir. Talepler dava dilekçesinde açıkça gösterilmelidir. Belirsiz alacak davasına ilişkin Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 107, 31 Temmuz 2026 tarihli 7589 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmış; kısmi davada talebin tahkikatın sona ermesine kadar bir defaya mahsus artırılmasına imkân tanıyan düzenleme HMK m. 109'a eklenmiştir. Bu değişikliğin derdest davalara etkisi kanunun geçiş hükümlerine göre değerlendirilmelidir.
İlgili mevzuat: TBK m. 49, 50, 56, 58; HMK m. 107, 109 (7589 sayılı Kanun)
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki danışmanlık yerine geçmez.